İran- İsrail Savaşı ve Ahıska’dan Suriye’ye Çizilen Ayrılık Haritası
Türkiye, son yüzyılda jeopolitik açıdan sadece köprü değil aynı zamanda hedef haline de gelmiştir. Bugün çevremiz, sadece savaşlarla değil, sistematik olarak inşa edilmiş stratejik bataklıklarla çevrilmiştir. Bu çember, basit bir güvenlik sorunu değil; tarihî, etnik, jeopolitik ve jeoekonomik hesapların merkezindedir. Adım adım örülen bu çemberin ilk halkası kadim Türk yurdu Ahıska boşaltılarak atılmıştır.
Ahıska’dan Zengezur’a: Türk Dünyası ile Araya Çekilen Sınırlar
1944 yılında Sovyetler Birliği tarafından Ahıska Türklerinin sürgüne gönderilmesi, yalnızca bir etnik temizlik değil, Türkiye’nin Türkistan’la olan tarihî ve kültürel bağlarının koparılması yönünde atılmış stratejik bir adımdır. Ahıska’da yaşayan Türkler –ki bu Türkleri sadece “Ahıska Türkü” olarak tanımlamak indirgemeci bir yaklaşım olur, onlar Türk milletinin ayrılmaz bir parçasıdır ve isimleri sadece Türk’tür. Ahıska Türkü diyerek bir bölgenin ismini sanki farklı bir Türk koluymuş gibi isimlendirmek yanlış bir bakış açısıdır.– Türkistan’ın (Orta Asya’nın) çeşitli bölgelerine dağıtılmış, böylece Türk dünyası ile Anadolu arasındaki ilk fiziki ve sosyal kopuş gerçekleştirilmiştir.
Bu kopuş daha sonra Karabağ’ın işgaliyle de derinleştirilmiştir. Ermenistan’ın Karabağ’ı işgal etmesiyle sadece Azerbaycan toprakları değil, aynı zamanda Türkiye’nin Türk dünyasına olan kara bağlantısı da kesilmiştir. Nahçıvan ile Azerbaycan arasına yerleştirilen Ermenistan’ın adeta Türk coğrafyasına saplanmış jeopolitik bir hançer gibi konumlandırılması bir tesadüf değil; Sovyet-İran aklının bir stratejik ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bugün bu kopuşu ortadan kaldıracak Zengezur Koridoru tartışmaları sürerken İran’ın projeye karşı gösterdiği yoğun tepki dikkat çekicidir. İran, bir yandan Türkiye ile Türk dünyası arasındaki doğrudan bağlantıyı engellemek isterken, diğer yandan Çin’in Batı ile kurmak istediği Yeni İpek Yolu projesinde kendisini vazgeçilmez bir rota haline getirmeye çalışmaktadır. İran’ın bu stratejisi aynı zamanda küresel enerji ve ulaşım denklemlerini de kontrol etme isteğinin bir yansımasıdır.
Irak ve Suriye: Enerji Hatlarının Etnik Mühendisliği
Irak ve Suriye’de yaşananlar da benzer şekilde okunmalıdır. Irak’ta Türklerin (Türkmenlerin) yaşadığı bölgeler –özellikle Kerkük ve çevresi– 2003 sonrası iç savaşla boşaltılmış, yerlerine Peşmerge güçleri yerleştirilmiş ve fiili bir “özerk Kürt bölgesi” oluşturulmuştur. Yani Baas rejimi döneminde başlayan Türkleri bölgeden boşaltma çalışması iç savaş sonrası zirveyi görmüştür. Burada da hedef hem enerji kaynaklarını kontrol etmek hem de Türkiye ile sınırdaş olan Türk varlığını zayıflatmaktır.
Suriye’de ise özellikle Türkmen Dağı başta olmak üzere bölgede aynı stratejinin bir devamı uygulanmıştır. Bu bölgelerde yaşayan Türkler (Türkmenler) yerlerinden edilirken, PYD-YPG gibi terör örgütleri sahaya sürülmüş ve yine enerji kaynaklarına yakın bölgelerde “fiili özerklik” oluşturulmuştur. Tüm bu süreçlerde Türkiye’nin çevresi etnik yapılarla kuşatılmakta; asırlık Türk yurtları, farklı kimliklerle yeniden şekillendirilmektedir.
Tebriz ve İran’daki Kırılgan Zemin
İran’ın Tebriz gibi Türk kimliğinin yoğun olduğu şehirlerinde yaşanan gelişmeler de dikkat çekicidir. İsrail’in hava saldırılarında ilk hedefin Tebriz olması ve hemen ardından İran’daki PJAK’ın özerklik çıkışı yapması, tesadüften ibaret değildir. (Tarihe bir not düşmek lazım. İsrail, İran’ı vurduktan sonra bölgede yaşayan Türkler yaşadıkları devletin yanında olduklarını ilan etmişlerdir. Keza Yunanistan’da yaşayan Türkler de yıllardır çeşitli baskılara maruz kalmalarına rağmen bir günden bir güne devletlerine karşı şiddete başvurmamışlardır. Her zaman mücadelelerini hukuki bir zeminde sürdüreceklerini açıklamışlardır.) Bu adımlar, Türkiye’nin doğu sınırlarını etnik tampon bölgelerle çevreleme planının bir parçası olarak durmaktadır. Dün bu rol Millet-i Sadıka (Sadık Millet) olan Ermenilere verilmişti, bugün ise benzer işlev bölgede Kürt kılığına bürünmüş yapılarla ve terör unsurlarıyla yürütülmektedir.
Enerji, İpek Yolu ve Küresel Satranç
Bugün yanı dibimizde yaşanan bu savaşların, yalnızca “İsrail ve ABD’nin oyunları” olarak okunması eksik bir bakış açısı olur. Elbette İsrail ve ABD’nin bu işten ayrı ayrı çıkarları vardır ve bu çıkarları için hareket etmektedirler. Fakat perde arkasında asıl mücadele Çin ile İngiltere arasında bir ekonomik hegemonya savaşıdır ve bu savaş İsrail’e bölgedeki hayallerini gerçekleştirmek için alan açmaktadır. Enerji kaynaklarının, yeni lojistik yolların, Çin’in “Kuşak ve Yol” projesinin geçiş noktalarının kontrolü, Çin’in İran üzerinden uygun enerjiye ulaşması, Türkistan’ın ( Orta Asya’nın) yer altı ve yer üstü zenginlikleri bu savaşların görünmeyen ama belirleyici nedenlerindendir. – Çin Devlet Başkanı Şi’nin Orta Asya diplomasisi bu süreçte de kesintiye uğramamış nitekim, 17.06.2025 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da 2. Çin-Orta Asya Devlet Başkanları Zirvesi’ni gerçekleştirilmiştir.-
Türkiye’nin sınırları “Turan Çemberi”nden “Ateş Çemberi”ne doğru dönüştürülmektedir.
Bu “Ateş Çemberi” ile hem enerji yolları hem de tarihî Türk nüfusu sistematik bir biçimde hedef alınmaktadır. Ahıska, Türkmeneli, Karabağ, Kerkük, Tebriz… hepsi aynı hikâyenin farklı sayfalarıdır. Çevremizdeki kadim Türk yurtları boşaltılmakta, asırlık kardeşlikler bozulmakta, kimlikler parçalanmakta, etnik bataklıklar oluşturulmakta, bağlantılar kesilmekte ve coğrafi yalnızlaştırma stratejisi bir kuşatma olarak işletilmektedir.
Yazan: Ahmet Sağlam / Ankara/ 24.06.2025
Iran–Israel War and the Map of Separation Drawn from Ahiska to Syria
In the last century, Turkey has emerged not only as a bridge in geopolitical terms but also as a target. Today, our surrounding environment is characterized not merely by wars but by systematically constructed strategic quagmires. This encirclement is not a simple security issue; it lies at the intersection of historical, ethnic, geopolitical, and geoeconomic calculations. The first ring of this circle was established when the ancient Turkish homeland of Ahiska was depopulated.
From Ahiska to Zangezur: Borders Drawn Between Turkey and the Turkic World
The forced deportation of the Ahiska Turks by the Soviet Union in 1944 was not solely an act of ethnic cleansing but also a strategic step toward severing Turkey’s historical and cultural ties with Turkestan. The Turks of Ahiska—who should not be narrowly defined as “Ahiska Turks” but rather as an inseparable part of the Turkish nation—were dispersed across different regions of Central Asia. In doing so, the first physical and social rupture between Anatolia and the Turkic world was realized.
This rupture was later deepened with the occupation of Karabakh. Armenia’s seizure of Karabakh severed not only Azerbaijani territory but also Turkey’s direct land connection to the Turkic world. Armenia’s positioning between Nakhchivan and mainland Azerbaijan—functioning as a geopolitical dagger thrust into the Turkic geography—was not coincidental but rather a calculated outcome of Soviet-Iranian strategic thinking.
Currently, while debates on the Zangezur Corridor—intended to overcome this rupture—continue, Iran’s vehement opposition is noteworthy. On the one hand, Iran seeks to prevent Turkey’s direct connection with the Turkic world; on the other, it aims to position itself as an indispensable route in China’s New Silk Road project. This strategy also reflects Iran’s ambition to control global energy and transportation equations.
Iraq and Syria: Ethnic Engineering of Energy Corridors
The developments in Iraq and Syria should be read within the same framework. In Iraq, regions inhabited by Turks (Turkmens)—particularly Kirkuk and its environs—were depopulated following the 2003 civil war, replaced by Peshmerga forces, and transformed into a de facto “autonomous Kurdish region.” The policy of displacing Turks, which began under the Ba’ath regime, reached its peak after the civil war. The aim was twofold: controlling energy resources and weakening the Turkish presence bordering Anatolia.
In Syria, a continuation of this strategy was applied, particularly in Turkmen Mountain and surrounding areas. While Turks (Turkmens) were displaced, PYD-YPG and other armed groups were installed, and de facto autonomy was established in areas close to energy resources. In all these processes, Turkey’s surroundings were reshaped by ethnic constructs, while centuries-old Turkish homelands were redefined through imposed identities.
Tabriz and the Fragile Ground within Iran
The developments in Iranian cities with dense Turkish populations, such as Tabriz, are also striking. The fact that Tabriz was among the first targets of Israeli airstrikes, followed by PJAK’s autonomy demands, was not coincidental. Historically, it is worth noting that Turks living in Iran declared solidarity with their state against external threats. Similarly, Turks in Greece—despite long-standing pressures—have never resorted to violence against the state, instead consistently pursuing their struggle within a legal framework. These dynamics are part of the broader strategy to encircle Turkey’s eastern frontiers with ethnic buffer zones. While this role was historically assigned to Armenians as the “Millet-i Sadıka” (the Loyal Nation), it is now carried out by Kurdish-labeled entities and terrorist organizations.
Energy, Silk Road, and the Global Chessboard
Interpreting the wars unfolding in Turkey’s vicinity solely as “games of Israel and the United States” would be an incomplete analysis. While both Israel and the United States pursue their distinct interests, the underlying struggle reflects an economic hegemony war between China and the United Kingdom. This rivalry provides Israel with the space to advance its regional ambitions. Control over energy resources, logistic routes, the transit points of China’s Belt and Road Initiative, China’s access to affordable energy via Iran, and the vast natural wealth of Central Asia constitute the less visible yet decisive drivers of these conflicts. Notably, President Xi Jinping’s Central Asia diplomacy has continued uninterrupted, exemplified by the Second China–Central Asia Summit held in Astana on June 17, 2025.
Turkey’s borders are thus being transformed from a “Turkic Circle” into a “Circle of Fire.”
This “Circle of Fire” systematically targets both energy corridors and historic Turkish populations. Ahiska, Turkmeneli, Karabakh, Kirkuk, Tabriz—all represent different chapters of the same narrative. The ancient Turkish homelands are being depopulated, fraternal bonds disrupted, identities fragmented, ethnic quagmires manufactured, connections severed, and geographical isolation enforced as part of an encirclement strategy.
Written by: Ahmet Sağlam / Ankara / 24 June 2025
Ирано–израильская война и карта разделения от Ахыски до Сирии
За последнее столетие Турция превратилась не только в мост с геополитической точки зрения, но и в цель. Сегодня наше окружение определяется не просто войнами, а систематически сконструированными стратегическими ловушками. Это окружение нельзя рассматривать лишь как проблему безопасности; оно находится на пересечении исторических, этнических, геополитических и геоэкономических расчетов. Первое звено этого кольца было создано путем депортации древней турецкой земли Ахыска.
От Ахыски до Зангезура: границы, проведенные между Турцией и тюркским миром
Депортация Ахыска-турок Советским Союзом в 1944 году была не только актом этнической чистки, но и стратегическим шагом, направленным на разрыв исторических и культурных связей Турции с Тюркестаном. Ахыска-турки—которых неправомерно ограничивать только региональным определением, поскольку они являются неотъемлемой частью турецкой нации—были расселены по различным регионам Центральной Азии. Тем самым был осуществлен первый физический и социальный разрыв между Анатолией и тюркским миром.
Позднее этот разрыв углубился с оккупацией Карабаха. Захват Арменией Карабаха привел к разрыву не только территориальной целостности Азербайджана, но и прямой сухопутной связи Турции с тюркским миром. Размещение Армении между Нахичеванью и основной частью Азербайджана стало геополитическим «кинжалом», вонзенным в тюркское пространство. Это не было случайностью, а стратегическим продуктом советско-иранского мышления.
Сегодня, когда продолжаются дискуссии о Зангезурском коридоре, который должен устранить этот разрыв, особое внимание привлекает ожесточенное сопротивление Ирана. С одной стороны, Иран стремится воспрепятствовать прямому соединению Турции с тюркским миром; с другой—пытается утвердить себя как незаменимый маршрут в проекте Китая «Новый шелковый путь». Эта стратегия также отражает стремление Ирана контролировать глобальные энергетические и транспортные балансы.
Ирак и Сирия: этническая инженерия энергетических маршрутов
События в Ираке и Сирии необходимо рассматривать в том же ключе. В Ираке районы, населенные турками (туркменами), особенно Киркук и его окрестности, после гражданской войны 2003 года были опустошены, заменены силами пешмерга и превращены в де-факто «автономный курдский регион». Политика вытеснения турок, начатая еще при режиме Баас, достигла апогея после войны. Цель заключалась как в контроле энергетических ресурсов, так и в ослаблении турецкого присутствия на границе с Анатолией.
В Сирии аналогичная стратегия была реализована, в частности, в районе Туркмен-Даг и его окрестностях. Турки (туркмены) были вытеснены, а на их место выдвинуты такие вооруженные группы, как PYD–YPG, создавшие «де-факто автономию» вблизи энергетических ресурсов. Таким образом, окружение Турции формировалось посредством этнических конструкций, а древние тюркские земли подвергались переосмыслению через навязанные идентичности.
Тебриз и уязвимая почва внутри Ирана
Развития в городах Ирана с высокой концентрацией турецкого населения, таких как Тебриз, также примечательны. Тот факт, что Тебриз стал одной из первых целей израильских авиаударов, за которыми последовали заявления PJAK об автономии, не является случайностью. Исторически важно отметить, что турки, проживающие в Иране, заявили о солидарности со своим государством против внешних угроз. Аналогично, турки в Греции—несмотря на многолетние притеснения—никогда не прибегали к насилию против государства, а последовательно вели свою борьбу в правовом поле. Эти шаги являются частью более широкой стратегии по окружению восточных рубежей Турции этническими «буферными зонами». Если в прошлом эта роль возлагалась на армян как на «миллет-и садика» (верный народ), то сегодня она реализуется курдскими структурами и террористическими элементами.
Энергия, шелковый путь и глобальная шахматная партия
Интерпретация войн вблизи Турции исключительно как «игр Израиля и США» является односторонней. Хотя Израиль и США преследуют собственные интересы, глубинная основа конфликта заключается в борьбе за экономическую гегемонию между Китаем и Великобританией. Эта конкуренция предоставляет Израилю пространство для реализации его региональных амбиций. Контроль над энергетическими ресурсами, логистическими маршрутами, транзитными пунктами инициативы Китая «Один пояс, один путь», доступ Китая к дешевым энергоресурсам через Иран и богатства Центральной Азии—все это невидимые, но решающие факторы конфликтов. Показательно, что дипломатическая активность председателя КНР Си Цзиньпина в Центральной Азии не прерывалась: 17 июня 2025 года в Астане прошел Второй саммит «Китай–Центральная Азия».
Таким образом, границы Турции трансформируются из «тюркского кольца» в «огненное кольцо».
Это «огненное кольцо» систематически нацелено как на энергетические маршруты, так и на историческое турецкое население. Ахыска, Тюркменели, Карабах, Киркук, Тебриз—все это разные главы одной и той же истории. Древние тюркские земли опустошаются, братские связи разрушаются, идентичности фрагментируются, создаются этнические ловушки, связи прерываются, а стратегия географической изоляции реализуется как форма осады.
Автор: Ахмет Саглам / Анкара / 24 июня 2025 г.