İskilip’teki Kaya Mezarları ilçenin tarihî kimliğinin ortaya çıkarılmasında ve İskilip turizminin canlandırılmasında potansiyeli çok yüksek tarihî eserlerdir.
Öncelikle röportaj teklifimizi tekrar kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sizinle yaptığımız bir önceki röportajımız okuyucularımız tarafından yoğun ilgi gördü. Paylaştığınız projeler İskilip’te gündem hâline geldi ve bu konunun üzerinde çokça konuşuldu. Özellikle İskilip’in turizmi için söylediğiniz şu söz ‘ZENGİNLİĞİN İÇİNDEKİ FAKİR İLÇE’ hafızalara kazınırken, İskilip turizminin canlandırılması adına paylaştığınız düşünceleriniz okuyucularımızın bir hayli ilgisini çekti. Biz de okuyucularımızdan gelen talepler doğrultusunda bu konunun devamını sizden talep ettik. Siz de yoğunluğunuz içinde kırmayıp kabul ettiniz, bunun için tekrar teşekkür ederiz.
İskilip’i markalaştıracak ve yerli, yabancı herkesin ilgisini İskilip’e çekerek ilçemize katkı sağlayacak ne gibi çalışmalar yapılabilir?
İlk önce şunun altını çizmek gerek, gerçi bir önceki röportajımızda da ifade ettik ama zihinleri tazelemiş oluruz. İskilip’in turizm potansiyelinin bu sektörün her alanını kapsayacak şekilde ciddi bir getiriye sahip olduğu açık ve nettir. Allah bu şehri âdeta bu nimetlerle donatmıştır. Ama sorunuzun cevabını somutlaştırmak ve herkesin de bu konuyu genel hatlarıyla kavrayabilmesi adına çok göz önünde duran, hatta her gün yanından geçtiğimiz, üzücü bir durum ama bir dönem odunluk olarak dahi kullanmış olan bir örnek üzerinden gitmek istiyorum. Bu örnek İskilip’teki “Kaya Mezarları”dır.
İskilip’teki Kaya Mezarları ilçenin tarihî kimliğinin ortaya çıkarılmasında ve İskilip turizminin canlandırılmasında potansiyeli çok yüksek tarihî eserlerdir. Kaya Mezarları ile ilgili maalesef birkaç akademik çalışma yapılmış ama bizler, İskilipliler olarak bu konun akademik platformlarda ciddi ve profesyonel bir ekiple incelenmesini ve araştırılmasını sağlayamamışız. Gerçi bırakın Kaya Mezarlarının araştırılmasını İskilip şehrinin isminin tarihi kökeni ile ilgili ele avuca gelecek akademik bir araştırma yok denecek kadar azdır. Bu da maalesef İskilip’in tarihteki izini kent tarihî ile ilgili kaynaklarda sürmeyi zorlaştırırken İskilip’in hak ettiği saygıyı görmesine de engel olmaktadır. Bu bağlamda İskilip’teki değerlerimizi amatör bir ruhtan ve hamasetten uzak bir şekilde ele alarak, emeklilik anlayışı dışında bu alanlarda duayen isimlerin öncülüğünde bir araştırma ve inceleme yapmak, İskilip’in geleceği ve turizmi açısından hayatı önem taşımaktadır. Bu Kaya Mezarları İskilip’in birçok uygarlığa ev sahibi yaptığının en güzel örneklerinden birini teşkil etmektedir. Bugün bakıldığında bu Kaya Mezarlarının her gün git gide daha da tahrip olduğunu görmekteyiz. Bu mezarlar bırakın ülkemizde, dünyada dahi eşine az rastlanılan örneklerdendir. Onun içindir ki bu Kaya Mezarlarının acil olarak koruma altına alınarak bilim insanlarından oluşacak bir ekiple gemologlardan alınacak laboratuvar sonuçları doğrultusunda gelecek raporlara uygun olarak bu eserlerin yüzey temizliğinin yapılması ve toprak altında kalmış kısımlarının gün yüzüne çıkartılması gerekmektedir. Bu sayede Kaya Mezarlarının iç ve dış yüzeylerindeki kir tabakası temizlenince Kaya Mezarlarındaki henüz tespit edilememiş tasvirler de gün yüzüne çıkartılmış olacak ve yıllardır kirin pisliğin altında kalmış olan o mistik İskilip tarihi canlandırılacaktır. Bütün bu çıktılardan elde edilecek o muhteşem tarih de bulunduğu yerde tasvirlerle, hologram gösterileriyle ayağa kaldırıldığında İskilip bölgede örneğine rastlanmayan bir açık hava müzesine sahip olacaktır. Bu açık hava müzesi için oluşturulacak yerel ruhtan uzak profesyonel çok dilli tanıtım videoları ve tanım görselleri de basın yayın aracılığı ile ve ülkemizin yurtdışıdaki misyonlarında görev yapan Kültür Turizm Bakanlığının müşavirlerine gönderilerek bu tanıtım görselleri aracılığı ile hem ülkemize turist çekmiş hem de ilçemizin turizm potansiyelini ayağa kaldırmış oluruz. Maalesef ilçemizdeki turizm potansiyeline sahip olan eserlerimizin birer birer kaybolduğunu görmekteyiz. Ayrıca bu alana bir ilginin de olmadığı görülmektedir. Hep üstünde duruyorum ama görünen köy de kılavuz istemiyor. Bu biraz da amatör bir bakış açısından kaynaklanmaktadır. Mesela benim de ilkokulu okuduğum TAŞ MEKTEP diye tarihî bir binamız vardı. Orası restore ediliyor diye duvarı sıvandı. Bana göre başarılı bir çalışma olmadı. Sanki yeni bir taş bina yapılmış gibi oldu ve bu durumun binayı tarihî dokusundan uzaklaştırdığını düşünüyorum. Maalesef tahrip edilen tarihî eserlerin geri dönüşü olmuyor. Onun içindir ki profesyonel bir anlayışla ciddi bir araştırma ile ele almak gerekiyor. Bununla ilgili güzel bir söz var “Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder” derler.
KRAL YOLU GÜZARGAHINDAKİ İSKİLİP’TEN, KUŞ UÇMAZ, KERVAN GEÇMEZ İSKİLİP’E
İskilip’le ilgili bu tarz projeleri anlatanlara bazı kesimlerden şu şekilde geri dönüşler de geliyor; “Olmaz, çok büyük iş bunlar, olsa da bir getirisi olmaz vs…” bu konuda ne dersiniz?
Bakınız İskilip’i suyun altına çeken zihniyet, dolayısıyla kendini de suyun altına çeken zihniyet “Neme lazım, o iş olmaz, çok büyük işler bunlar, bunun altından kalkamayız ve bireysel oportünizm”dir. Bu gerçi artık toplumsal bir mesele hâline geldi ama sanırım bizde daha fazla. Bakın ben size bir önceki röportajımızda özetle şunun altını çizmiştim; “Altını yerde görseniz maden olarak üstüne basar geçersiniz ama onu iyi bir sarraf görse fark eder alır işler, vitrine koyar ve size de iyi bir ücret karşılığında satar.” Kısacası bakmak ayrı şeydir, görmek ayrı şeydir.
Ben örneklemeyi seven biriyim. Bunu verdiğim seminerlerde de sık sık yaparım. Somut örnekler vermek konunun daha iyi kavranmasını ve anlatılanların somutlaştırılmasını sağlar. Bu seferki örneğim; sürecini bildiğim ve yakından tanıdığım bir isimden olacak. Aynı zamanda bu örnek anlattıklarımı somutlaştırırken sizde yeni fikirlerin kapılarını da aralamış olacak.
Kırgızistan’daki öğrencilik yıllarımda Türk dünyasındaki çalışmaları birlikte yürüttüğümüz daha sonra Bitlis Ahlat’a belediye başkanı olarak dönen ve Ahlat’ı bir marka şehir hâline getiren Mümtaz Çoban’ı ve Ahlat’ı anlatacağım. Mümtaz Bey, Ahlat’a belediye başkanı olmadan önce (Dün gibi hatırlıyorum seçim için Bişkek havalimanından ben uğurladım.) Ahlat’taki Selçuklu Mezarlığı o zaman da yerinde duruyor, içerisinde koyunlar otluyordu. Yani Selçuklu Mezarlığının durumu da aslında bizim Kaya Mezarlarından pek de farklı değildi. Ahlat’a da küçük mahallî şenlikler yapılıyor, sanatçılar getiriliyordu. Mümtaz Bey, Ahlat’a belediye başkanı olduktan sonra ilk önce Selçuklu Mezarlığı’nı ele aldı ve oraya gereken değeri vermek için bir çalışma yürüttü. Daha sonra Ahlat’ta “1071 Sultan Alparslan Ahlat Otağı”nın tekrar kurulması ve Türk İslam değerlerini içine alacak şekilde yöresel oyunları da içine alacak olan 1071 Malazgirt Zaferi etkinliklerini başlattı. Bölgeye Türk kültürünün her bir rengini temsil eden Türk çadırları kurdu ve Sayın Cumhurbaşkanı’mız bizzat bu 1071 Malazgirt Zaferi etkinliklerinin açılışını Sayın Devlet Bahçeli Bey ile birlikte yaptı. Bununla da yetinmeyen Mümtaz Çoban, nasıl Sultan Alparslan 1071’de Ahlat’a otağını kurduysa Ahlat’a bugün o otağı temsilen oraya Cumhurbaşkanlığı Külliyesini kurdu. Bugün Ahlat’ta her yıl yurt içinden ve yurt dışından birçok siyasinin ve tanınmış simanın katılımıyla uluslararası düzeyde şenlikler yapılıyor. Millî sporlarımız, tarihî değerlerimiz tanıtılıyor. Bu aktiviteler Ahlat’ın değerini dünyaya tanıtırken bağlı olduğu ilin değerini de dünyaya gösteriyor. Yani demem o ki, bu işler zor değildir, yapılabilecek işlerdir, yeter ki bunları görecek gözünüz, gördüğünüzü değerlendirecek birikiminiz, onu ayağa kaldıracak çevreniz olsun.
Bende bir projeye başladığında çevrede hamaset yapanlardan ‘Şu olur, bu olmaz’ söylemlerini çokça duydum. Ayrıca bu söylemleri duymaya da alışkınım. Mesela biz Türk dünyası ile ilgili uluslararası projelere başladığımızda da yıllardır o görevlerde oturmuş ama hiçbir şey yapmamış insanların bir sürü tenkit ve engellemelerine maruz kaldık. Ama o insanların da akıllarının alamayacağı o büyük projeleri bir değer olarak kazandırdıktan sonra da o insanların gelip “Ya ben demiştim, bak ne güzel oldu” dediklerine de sıkça şahit olduk. Ama Allah’a şükürler olsun ki, bunların hiçbirine kulak asmadık ve birçok büyük uluslararası projeyi hayata geçirdik. Türk dünyası ile ilgili bir örnek vermek gerekirse Türk dünyasında ilk defa öğrenci konsey başkanlarını bir araya getirdik, sonunda bunun Türk Devletleri Teşkilatı altında kurumsallaşmasına katkı sağladık. Bu örnekten hareket edenler Türk Üniversiteler Birliğini kurdular. Size verdiğim bir önceki röportajımızda da bahsettiğim üzere uluslararası ticari projeleri yaparken de hep bu zihniyete maruz kaldık ve onlara rağmen bu projeleri başarıya ulaştırdık. Yani demem o ki, bu tarz şeylere kulak asmadan büyük düşünüp günübirlik işlerden uzak, birbirini tekrarlayan, kulaktan duyma ve liyakatten uzak işlerle ve söylemlerle aranıza mesafe koyduğunuzda büyük işler başarabilirsiniz. Ayrıca başarıyı tatmış, hamaset peşinde olmayan insanlar büyük işler başarır ve büyük hedefler peşinde koyar.
Peki İskilip’te bu tarz işler yapılabilir mi?
Tabii ki yapılır, niçin yapılmasın! Bakın İskilip, Anadolu coğrafyasındaki en eski yerleşimlerden birisi olmakla birlikte birçok uygarlığa ev sahipliği de yapmıştır. Tarihî gelişim sürecine bakıldığında da İskilip; Hititlerden başlayan ve Roma ile Bizans gibi uygarlıkları da içine alan tarihin uğrak noktasını ve yol güzergâhını oluşturmaktadır. Hatta tarihî Kral Yolu güzergâhının da İskilip üzerinden geçtiği ifade edilmektedir. Bununla birlikte İskilip, tarihte yetiştirdiği münevverleri ile de Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında mihenk taşı olmuştur. Yani Anadolu tarihinin Türklerden önceki dönemine de Türklerle birlikteki dönemine de ışık tutan tarihî bir merkezdir. Ama birçok medeniyete beşiklik yapmış olan ve tarihinde dünya ekonomisine yön veren Kral Yolu Güzergâhı gibi birçok ticari güzergâhların da içinden geçtiği İskilip, maalesef günümüzde kuş uçmaz kervan geçmez bir yer hâline gelmiştir. Fakat enseyi karartmaya da gerek yok, İskilip tarihinin sadakası bile İskilip’i marka yapmaya yeter.
Röportaj bir hayli uzadı ve okuyucularımızı fazla sıkmak da istemiyorum ama şu şekilde özetleyebiliriz: Anadolu’daki İslam öncesi ve İslam sonrası kültürün beşiği olan ve Anadolu’daki Türk kültürünün kalesi olan İskilip üzerinde iyi bir çalışma yapılarak; Türk Devletler Teşkilatı, TÜRKSOY, Türk Dünyası Belediyeler Birliği, Türk Akademisi, Türk Kültür ve Miras Vakfı gibi uluslararası kuruluşlarla da iş birliği içerisinde, İskilip’in değerlerini marka yapacak, her sene büyük organizasyonları da içine alacak, İskilip turizmine katkı da sağlayacak uluslararası boyutta marka bir iş İskilip’e kazandırılabilir.
Haber Kaynak : İskilip Gündem Gazetesi
