Ahmet Sağlam

Zenginliğin içindeki fakir ilçe İskilip

Memleketimizin kendini çok iyi yetiştirmiş, bir çok donanımlı ismi var. Bu isimlerden birisi de hemşehrimiz Ahmet Sağlam. Kendisi ile İskilip üzerine özel bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle okuyucularımızın sizi daha iyi tanımaları amacıyla bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

İlkokul ve liseyi İskilip’te bitirdim. Daha sonra üniversite eğitimi için Türkiye ve Kırgızistan’ın ortak uluslararası üniversitesi olan Kırgızistan – Türkiye MANAS Üniversitesine gittim. Stajlarımı ise TRT, Kanal D ve CNN Türk’te gerçekleştirdim. Yüksek lisans eğitimimi Ankara Üniversitesinde ‘Küresel ve Bölgesel Çalışmalar’ alanında yaptım. Bu arada iki tane kitabım ve ulusal/uluslararası alanda birçok makalem yayınlandı. Genellikle yayınlarımda Türk Dünyası gençliğinin iktisadi iş birliği teması üzerinde durdum. Boş durmayı sevmeyen bir yapım olduğu için üniversite yıllarımda Öğrenci Konsey Başkanlığı, Türk Dünyası Öğrenci Konsey Başkanları Genel Sekreterliği, Türk Dünyası Öğrenci Derneği Genel Başkanlığı gibi birçok alanda Türk Dünyası ile ilgili uluslararası çalışmalar yürüttüm. Mesela Türk Dünyasında ilk defa Türk devletlerindeki üniversitelerin öğrenci konsey başkanlarını Kırgızistan, Bişkek’te bir araya getirdik. Yine kadim Türkistan’daki (Orta Asya) Türk devlerinde yaşayan gençleri Balkanlardaki Osmanlı bakiyesi gençlerle bir araya getiren Geleneksel Türk Dünyası Gençlik Buluşmalarını organize ettim. Daha bunlar gibi pek çok uluslararası projeyi yürüttüm. Bütün bu çalışmalarımdan dolayı da ulusal ve uluslararası birçok üniversite ile kamu kurum ve kuruluşlarından teşekkür belgeleri ve çeşitli ödüller aldım. Mesela, Kırgızistan ve Kazakistan Gençlik ve Bilim Bakanlıklarından “Yüksek Şeref Belgesi”, Kosova Kamu Yönetimi Bakanlığından “Teşekkür Belgesi” aldım. Dijital dünyaya olan merakım İskilip’teki öğrencilik yıllarımda da vardı ve üniversite hayatım boyunca akademik bir disiplin kazandı. Bu alanda uluslararası genç iletişimciler yarışmasında “İnternet Yayıncılığı” dalında yapmış olduğum çalışma birincilik ödülüne layık görüldü.

Üniversiteden sonra ise savunma sanayii ve bilişim alanında faaliyet gösteren çeşitli şirketlerde dış ticaret uzmanı olarak çalıştım. Hacettepe Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesinde İş Geliştirme ve Uluslararası İlişkiler Koordinatörü olarak görev yaptım. Çalışma hayatım boyunca; AR-GE firmalarının ticarileşmesi, markalaşması, ulusal ve uluslararası fon kaynaklarına ulaşması ve bu fon kaynaklarının aktif/verimli bir şekilde kullanılması, firmaların ulusal ve uluslararası pazar ağlarının geliştirilmesi, kurumsal iletişim, firmalar arası potansiyel iş birliklerinin oluşturulması için ulusal ve uluslararası alanda proje bazlı firma eşleştirmeleri, ticari heyetler, B2B’ler, fuarlar gibi birçok ihracat odaklı programları düzenledim. Ayrıca Türk devleri başta olmak üzeri Çin, Vietnam gibi çeşitli ülkelere de çalışma ziyaretleri ve iş toplantılarını ihracat odaklı bir şekilde koordine ettim. Ticari diplomasiye önem veren birisi olarak uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliği zeminin oluşturulması ve uluslararası ticari projelerin hazırlanması için ihtiyaçlar doğrultusunda proje taraması ve bilişim temalı iş birliği formları üzerine çalıştım. Medya ile ilgili de çalışmalarım var ama özet olarak bu şekilde bitirebiliriz. Bu röportajı okuyan ve bu sene üniversite kazanan genç kardeşlerimiz için şu konun altını çizmek isterim. Umumiyetle gençlerimiz üniversite kazanana kadar sıkı bir çalışma yapıyor, kazandıktan sonra ise sanırım biraz boş veriyorlar. Genç kardeşlerimiz şunu unutmamalıdır ki, aslında üniversite hayatı kişinin geleceğinin şekillendiği bir ortamdır. Bu dönemi nasıl geçirirlerse iş hayatları da ona göre şekillenir.

Kitaplarınıza, konuşmacı olarak katıldığınız kongrelere ve TV programlarına baktığımızda İskilip’in ismini istisnasız olarak geçirdiğinizi görüyoruz. Bu bağlamda İskilip’le ilgili aktif bir girişimiz oldu mu?

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; İskilip ve Çorum hayatımın her anının merkezinde yer aldı. İskilip’le olan bağım hiçbir zaman kopmadı. Ailemin yüzde yetmişi İskilip’te yaşıyor. Evliliğim İskilip’ten oldu, keza düğünüm de İskilip’te yapıldı. Kısacası; ben bir İskilipliyim ve bununla da gurur duyuyorum. Çünkü İskilip, insan ile Türk ve İslam tarihinin her bir evresinde mihenk taşı olmuştur. Şimdi sizinle karşılıklı saymaya kalksak bir sürü İskilipli âlim sayabiliriz. İskilip sadece eğitimi ile öne çıkan bir yer de değildi ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayan, Anadolu’nun ticaret merkezlerinden biriydi. Mesela çoğu gencimiz bunu bilmez; tabakhane diye bir yer vardı. Orada deri üretiliyordu ve tacirler aracılığı ile dünyaya deri ihracatı yapılıyordu. Yani deri ihracatının kalelerinden biri de İskilip’ti. İskilip ayakkabıları da bu tabakhane de üretilen kaliteli derileri işleyen İskilipli o müthiş zanaatkârlarımız aracılığı ile bölgenin en meşhur ve en kaliteli ayakkabılarından birisi olmuştu. Ama maalesef İskilip olarak dijital çağın yeni üretim araçlarına/tekniklerine ve markalaşmaya ayak uyduramadığımızdan dolayı İskilip, deri üretimindeki öncü konumunu kaybederek sıfırlandı. Ayakkabı gururumuz GREYDER oldu ve İskilip’in ismini dünyaya duyurmakla birlikte İskilip’te birçok kişiye iş imkânı sağladı. Bu başarının GREYDER’in bireysel olarak markalaşmaya ve dijital üretim araçlarına odaklanmasıyla olduğunu düşünüyorum. Ama kolektif bir yaklaşım sergileyerek esnafımızı ve zanaatkârlarımızı bilinçlendirerek çağa ayak uydurmalarını sağlayabilseydik bugün birçok büyük markanın kalbi İskilip’te atacaktı.

Sorunuza dönecek olursak; İskilip’le ilgili İskilip’in kıymetli yöneticileri tarafından hayata geçirilmeye çalışılan projeleri kendi çabalarımla onları gördüğümde kendilerine ulaşıp yardımcı olmaya, katkı sağlamaya çalıştım. Mesela sizin haberini de yapmış olduğunuz bir dönem “İskilip Kapı Müzesi” projesi vardı. Bu, beni heyecanlandıran bir girişimdi. Bu konuda katkı sağlamak için “Kosova Türkleri Millî Bayramı”na aldığım resmî bir davete katılmak için Kosova’ya giderken o dönem belediyeden “İskilip Kapı Minyatürü” rica ettim, sağ olsunlar, gönderdiler. Aldım o kapı minyatürünü Kosova Kamu Yönetimi Bakanı’na takdim ettim ve kendilerine şöyle bir teklifte bulundum. Dedim ki, gelin İskilip kapılarının replikalarını Kosova’da sergileyelim, Kosova’daki Osmanlı kapıların replikalarını İskilip’te sergileyelim. Ayrıca İskilip ile Kosova’daki Prizren’i kardeş şehir yapalım. Çok hoşlarına gitti ve dediler ki, yapalım. Hatta İskilip ayağının açılışına Kosova Cumhurbaşkanı ve bakanlarının katılımlarına da sıcak baktılar. Ama bizim taraftan bu konuda bir irade ortaya konulmadı. Peki bu yapılsaydı ne olacaktı? Karşılıklı turizm turları düzenlenecekti. İskilip’in reklamı ulusal ve uluslararası basında yapılacaktı. Yurt içinden İskilip’e Kosova’daki Osmanlı mirasını görmek için turist gelecekti. Kosova’ya Balkanlardan ve Avrupa’dan gelen turistler İskilip’i tanımış olacaktı. İskilip bu vesile ile yerli ve yabancı birçok turistin ilgisini çekmiş olacaktı.

Bu bağlamda şunu sormak istiyorum. Bazı güzel projelerin yarım kalmasında, destek bulamamasında ya da gerçekten ayağı yere basan projelerin bulunup yapılamamasında esas problem nedir? Bu neden kaynaklanıyor? Ayrıca baktığımızda İskilip’in nüfusunun her geçen gün düştüğünü de görüyoruz.

Bana göre burada sorun İskilip’in şehir dışında yaşayan bürokratlarını, iş insanlarını, beyaz yakalılarını İskilip’in hayati önem taşıyan projeleri üzerinde harekete geçirecek, onları ayrı ayrı değil de toplu olarak hareket ettirecek bir İskilip diasporasının oluşturulamamasıdır. Kaldı ki İskilip’in kendi içerisinde dahi gruplaştığını görmekteyiz. Şimdi ben bunu söyleyince bazıları derneğimiz de var federasyonumuz da var diyebilir. Evet var o derneklerdeki federasyondaki insanlar gerçekten canla başla çalışıyorlar. Ellerinden gelini fazlasıyla yapmaya çalışıyor ama onların yerelde yani İskilip siyasetini yönlendirenler tarafından yeri geldiğinde desteklenmesi, yeri geldiğinde İskilip için hayati önem taşıyan projelerde fikirlerinin alınarak birlikte hareket etmelerinin koordine edilmesi ve onların gayretlerinin ve çabalarının alkışlanarak bu çalışmalarının ne kadar değerli olduğunun onlara hissettirilmesi gerekmektedir. Bu da en iyi yerel yönetim aracılığı ile yapılabilir. Mesela yerelde bir koordinasyon merkezi kurularak İskilip’le ilgili yapılacak projelerde bu merkezî projenin başarıya ulaşması için İskilip içinde ve dışında projeye destek sağlayacak kişi veya STK’ların araştırmasını yaparak bu kişi ve STK’ların fikirlerini alıp bu projelere dâhil edebilir. Bu şekilde projenin paydaşları da artırılmış olur. Aynı zamanda bu koordinasyon merkezi İskilip dışında İskilip için bir STK’nın yapmaya çalıştığı projeye katkılar sağlayarak projenin İskilip’e sağlayacağı faydasını artırabilir ve koordinasyon sağlayabilir. Ama bence en önemli konu ve bir an önce çözülmesi gereken durum; İskiliplilerin gerek yerelde gerek ülke genelinde ayrı ayrı değil de birlikte etle kemik gibi olmasını sağlayacak bir ruhun inşa edilmesidir. Bakın yerel başta olmak üzere ilçe dışında yaşayan hemşehrilerimizin birlikteliği gerçekten etle kemik gibi birbirinden ayrılmaz bir şekilde oluşturulursa İskilip’in önünde bugün dağ gibi duran bazı problemlerin nasıl kolay bir şekilde çözüldüğünü göreceksiniz. Çünkü “Birlikte Rahmet, Ayrılıkta Azap Vardır.” Yoksa yapılan bütün projelerde, işlerde bir derneğin veya bir İskilip sevdalısının bireysel çabalarından öteye geçemez.

İskilip turizminin nasıl canlandırılacağı dönem dönem kamuoyunda çok tartışılsa da görünen gerçek somut bir neticenin elde edilemediğidir. Peki siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bakın İskilip’in turizm potansiyelini bana özetleyin deseniz ben bunu “Zenginliğin İçindeki Fakir İlçe” diye özetlerim. İskilip tarihte birçok medeniyetin kalbinde yer almış kadim bir şehirdir. Kaya Mezarları başta olmak üzere İskilip’in merkezindeki tarihî yerler ve köylerindeki yeryüzü şekilleri ülkemiz dâhil olmak üzere dünyada eşine az rastlanan yerlerdendir. Mesela bugün Ürgüp, bağlı olduğu Nevşehir’in isim konusunda önüne geçmiş bir ilçedir. Ürgüp dediğinde aklınıza peribacaları ve konaklar gelir ve genelde bu ikisi ile marka olduğunu görürsünüz. İskilip’i ve köylerini gezdiğinizde ise her bir sokağında farklı bir konağa, her bir köyünde farklı bir yeryüzü şekline şahitlik edersiniz. Mesela mesele peribacaları ise Akkil’e gittiğinizde kilden oluşmuş dünyada eşi ve benzeri olmayan peribacalarının bütün bakımsızlığa rağmen nasıl ayakta kalmaya çalıştığını görürsünüz. Bölgedeki yeryüzü şekilleri akıllınızı başınızdan aldığı gibi yer altındaki tarihî kilise benzeri yapının (maalesef ne olduğu araştırılmıyor) mezar soyguncularının kaçak kazılarına ve tahrip etmelerine rağmen ayakta kalmak için nasıl direndiğini fark edersiniz. Yine bir yabancı İskilip’e yaklaştığında onu bütün heybetiyle Yivlik Kayası selamlar. Şifa arayanlar ise Yivlik suyunda dertlerine derman bulmaya çalışır. Yolununuz İskilip’teki semerciler arastasına düştüğünde ise orada yapılan semerleri, üzüm sepetlerini (çitlerini), çocuklar için yapılan ve şu anda dünyada kanserojen madde içermeyen oyuncakların en güzellerini sadece orada görürsünüz. Bakmasını bilirseniz ya da baktığınız güzelliği anlatmaya yetecek kelime dağarcığınız ve zekânız varsa orada yapılan kaşıklığı ve kaşıkların el işlemelerinin “Ata Vatan’dan – Ana Vatan’a” olan yolculuğuna şahit olur ve onu insanlara gelip görmeleri için anlatmaya çalışırsınız. İskilip’in dağ köylerindeki peyniri, kuyu fırınında yapılan kümbet ekmeğini, tahta yayıkta yapılan ayranını başka bir yerde ne yiyebilir ne içebilirsiniz. Kısaca köy kahvaltısının âlâsını İskilip’in köylerinde bulursunuz ve daha nelerini nelerini!

Peki niçin bunları pazarlayamıyoruz ve bunlar yavaş yavaş yok olup gidiyor? Çünkü bir marka ve bir konsept oluşturamıyoruz. Pazarlama araçlarını kullanamıyoruz. Peki Ürgüp’te bu nasıl yapıldı? İlk önce bölgenin dokusuna uygun bir konsept oluşturuldu. Bu konsept, mistik bir şekilde hikâyeleştirildi ve bir hayat tarzı olarak sunuldu. İletişim araçları güzel kullanıldı. Mesela Ürgüp, İskilip’te bile 1990 doğumlularının altında olanların tamamının seyrettiği o meşhur Asmalı Konak dizisine ev sahipliği yaptı. Bu dizi orada çekildi. İnsanlar şu anda sırf o dizinin çekildiği konağı görmek için Ürgüp’e gidiyor ve konağa ciddi miktarda paralar ödeyerek giriyor. Aslında oraya gidenler dizideki hikâyenin geçtiği mekânları görmek için gidiyor, dizide geçen Âşıklar Tepesi’ne çıkıyorlar. Dizinin kahramanlardan Bahar’ın takılarından alıyor, dizinin büyücü karakteri Dicle’nin odasını ziyaret ediyorlar. Bunun farkında olan Ürgüp, bu diziyi şehirle öyle özleştirmiş ki şehir merkezine dizi ile ilgili anıt bile dikmiş.

Bu konuyla alakalı olarak dünyanın her yerinde meşhur olmuş bir kahveciden yani Starbucks’tan bahsedebiliriz. Bu kahveci her yerde bulunan kahveyi aldı ve bir marka hâline getirdi. Bunu nasıl başardı? O da bir konsept oluşturdu ve burada kahve içmeyi bir hayat tarzı hâline getirdi. Kahvenin yanında insanlara bir sürü başka ürünler de pazarladı.

Bakınız iletişim, hikâyeleştirme ve pazarlama çok önemli ve profesyonel bir anlayışla yapılması gereken bir iştir. Mesela yolda işlenmemiş bir altın madeni görseniz onu fark etmez, üzerine basıp geçebilirsiniz. Ama onu bir sarraf görse fark eder, alır, işler ve dükkânının vitrinine koyar. Sizin fark etmeyerek es geçtiğiniz o madeni size bir dünya para karşılığında satar.

Bakın yine şu anda e-Ticaret dünya ekonomisinin ana damarlarında birisi hâline geldi ve devletler bu alanda büyük yatırımlar yapıyor. Hatta büyük e-Pazar platformları Alibaba ve Amazon gibi global firmalar drone’larla anlık kargo teslim etmek gibi alanlara ciddi yatırımlar yapıyor. Yani artık ticaret buraya doğru evriliyor. Bu, ayrıca küçük esnafa büyük bir pazar imkânı da sunuyor. Bu bağlamda e-Ticaret, İskilip’teki esnafın ayak uydurması gereken en önemli alanlardan bir tanesini teşkil ediyor. Bu doğrultuda yukarıda bahsettiğimiz gibi İskilip esnafı için marka ve konsept oluşturma gibi konularda mentörlük yapılarak esnafın bu e-Pazar yerlerinde yerini alması sağlanırken, İskilip’te üretilen ürünlerin ilçe markası ve konsepti meydana getirilmek suretiyle kolektif şekilde bütün İskilip esnafını içine alan bir pazar yeri oluşturulabilir.

Toparlamak gerekirse; İskilip istikbalde yolların kenarında kalan değil de yolların içinden geçtiği bir yer olmalıdır. Çünkü İskilip, potansiyeli yüksek bir şehir ve her alanda birçok gelir kaynağına sahip bir yapıya haiz. Ama maalesef zenginliğinin içinde fakirlik yaşıyor. Sonuç olarak akılcı bir yaklaşımla ilçemizin bu potansiyelini hayata geçirmek için turizm, tarım ve hayvancılık, gençler için bilişim, sanat ve sporun üzerinde durulursa İskilip, ülkemizin marka şehirlerinden birisi hâline gelir. Bu çalışmalar için de ayakları yere basan ciddi projeler hazırlanırsa ulusal ve uluslararası birçok fondan da destek alınabilir. Yeter ki birlikte hareket edelim; rahmetten ayrılmayalım ve işi kıymetini bilenlere, o işin hakkını teslim edebilenlere verelim. Çünkü altın ancak iyi bir sarrafın eline geçtiği zaman hak ettiği değere ulaşacaktır. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki fakirlik asla bir kader değildir.

Sözlerimi Nisa suresinin 58. ayet-i kerimesinin mealiyle noktalayalım:

“Allahuteala size; emanetleri, vazifeleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allahuteala size ne kadar güzel öğütlerde bulunuyor. Allahuteala sizin bütün söylediklerinizi işitir, bütün yaptıklarınızı görür.”

Haber Kaynağı : İskilip Gündem Gazetesi